Baran Baş
2014 yılında Rekabet Kurulu (“Kurul”) Mey İçki San. ve Tic. A.Ş.’nin (“Mey İçki”) rakiplerini dışlayarak rakı pazarında hâkim durumunu kötüye kullandığına hükmetmiştir.
Bu karar üzerine, rakı pazarında faaliyet gösteren teşebbüslerden Anadolu Alkollü ve Alkolsüz İçecekler İthalat İhracat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. (“Anadolu”) 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un (“4054 sayılı Kanun”) 58. maddesinin ikinci fıkrasına dayanarak tazminat davası açmıştır. Yargıtay, ilk derece mahkemesinin sekiz yıllık zamanaşımı süresini uygulamasını ve üç kat tazminata hükmetmesini yerinde bulmuş, kararı düzelterek onamıştır. Yargıtayın düzelterek onama hükmünde düzelttiği husus faizin başlangıç tarihi olmuştur. Hükmedilen tazminata uygulanacak faiz, Kurul kararının tarihinden değil, zararın meydana geldiği her bir yılın sonundan itibaren işleyecektir.
1. Yargıtay Kararının Arka Planı
Anayasa’nın 167. maddesi, devlete piyasaların sağlıklı ve düzenli işlemesini sağlayıcı tedbirleri alma ve kartelleşmeyi önleme ödevi yüklemektedir. Bu ödev, 1994 tarihli 4054 sayılı Kanun çerçevesinde 1997 yılında kurulan Rekabet Kurumu (“Kurum”) eliyle yerine getirilmektedir.[2] 4054 sayılı Kanun, kamu hukuku yaptırımlarının yanı sıra özel hukuk yaptırımlarına da yer vermekte; böylece Kanun’un hükümleri ikili bir yaptırım sistemiyle desteklenmektedir.[3]
Özel hukuk yaptırımları, idari yaptırımları “geçersizlik” ve “tazminat” olmak üzere iki yönden tamamlamaktadır. İlk olarak, Kanun’un 56. maddesi uyarınca 4. maddeye aykırı anlaşmalar ile teşebbüs birliği kararları geçersizdir.[4]
İkinci olarak, Kanun’un 57. maddesi, rekabetin sınırlanmasından zarar gören herkese, zarara yol açanlara karşı haksız fiile dayalı bir talep hakkı tanımaktadır. Kanun’un 58. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca zararın tarafların anlaşması ya da kararından veya ağır ihmalinden kaynaklandığı hâllerde hâkim, zarar görenin talebi üzerine, uğranılan maddi zararın ya da ihlalde bulunanların elde ettiği veya elde etmesi muhtemel olan kârların üç katı oranında tazminata hükmedebilmektedir.[5] Üç kat tazminat, Türk rekabet hukukunun özel hukuk uygulaması bakımından AB rekabet hukukundan ayrıldığı noktalardan biridir.[6] Üç kat tazminat kuralı salt telafi edici nitelikte değildir. Kural, yalnızca zarar gören teşebbüsün zararını gidermeyi değil, kamu yararına caydırıcılık sağlamayı amaçlamakta ve bu yönüyle, Roma hukuku paradigmasını andırır biçimde cezalandırıcı bir karakter taşımaktadır.[7]
4054 sayılı Kanun, bu sorumluluğun hukuki niteliğini belirlememektedir. Öğreti ve içtihat bu sorumluluğu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (“TBK”) 49. maddesi anlamında haksız fiil sorumluluğu olarak nitelendirmektedir. 4054 sayılı Kanun ise hukuka aykırı fiili tanımlamakta ve tazminatın hesaplanmasına ilişkin özel kurallar getirmektedir. Davacının hukuka aykırı fiili, bu fiilden doğan zararı, fiil ve zarar arasındaki uygun illiyet bağını ve kusuru ispat etmesi gerekmektedir.[8]
4054 sayılı Kanun’un 57. maddesinde tazminat talebinde ileri sürebilecek kişiler bakımından bir sınırlama öngörülmemiştir; rakipler, tedarik zincirinin her kademesindeki alıcılar ve tüketiciler tazminat talep edebilir. Bu tazminat davalarını görmekle görevli uzmanlaşmış özel bir rekabet mahkemesi bulunmamaktadır. Davalar, haksız fiilin her iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirdiği hâllerde asliye ticaret mahkemelerinde, tüketici talepleri bakımından ise tüketici mahkemelerinde görülmektedir.[9] Kesinleşmiş bir Kurul kararı hukuk yargılamasında kesin hüküm teşkil etmemekle birlikte mahkemeler bu kararı ihlalin varlığını ortaya koyan bir tespit olarak kabul etmekte; Kurul kararının iptal edilmesi hâlinde ise tazminat davası dayanaksız kalmaktadır.[10]
4054 sayılı Kanun’da zamanaşımına ilişkin bir özel hüküm de yer almamaktadır. TBK’nın 72. maddesinin birinci fıkrası uyarınca haksız fiilden doğan tazminat talebi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten itibaren iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten itibaren on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğramakta; ancak fiilin, ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü bir eylem olması hâlinde bu daha uzun süre uygulanmaktadır.
4054 sayılı Kanun’un ihlali suç teşkil etmemekle birlikte idari nitelikteki kabahat yaptırımı olan para cezasıyla müeyyidelendirilir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi (“Yargıtay 11. HD”) 2015 yılından bu yana bu ihlalleri, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun (“Kabahatler Kanunu”) 20. maddesinin üçüncü fıkrasında sekiz yıllık zamanaşımı süresi öngörülen nispi idari para cezası gerektiren kabahatler olarak nitelendirmekte ve bu süreyi, TBK’nın 72. maddesinin birinci fıkrasının son cümlesi ve bu hükmün mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’ndaki öncülü aracılığıyla tazminat davalarına uygulamaktadır.[11] Yargıtay 11. HD zamanaşımını davacının Kuruma başvuru tarihinden itibaren işletmektedir; oysa Kabahatler Kanunu’nun 20. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca süre, fiilin işlenmesi veya neticenin gerçekleşmesiyle işlemeye başlamaktadır.
2. Rekabet Kurulunun Mey İçki Kararı
Mey İçki hakkındaki şikâyetlerden ilki 2 Ocak 2012 tarihinde Kurum kayıtlarına girmiştir. Tazminat davasının davacısı Anadolu ise soruşturma devam ederken 20 Mayıs 2013 tarihinde Kuruma başvurmuştur. Anadolu, Mey İçki’nin otel, restoran, bar ve diğer satış noktalarının sahiplerine ve çalışanlarına yönelik promosyon vaatleriyle ve satış noktalarına ödenen primleri kesme tehdidiyle rakip markaların raflarda yer almasını engellediğini ileri sürmüştür.
Kurul, 12 Haziran 2014 tarihli ve 14-21/410-178 sayılı kararıyla, Mey İçki’nin Türkiye’de rakı pazarında hâkim durumda bulunduğunu, Yeni Rakı markasının bu pazarda bulundurulması zorunlu ürün niteliği taşıdığını ve hâkim durumunu kötüye kullanmak suretiyle 4054 sayılı Kanun’un 6. maddesini ihlal ettiğini tespit etmiştir.
Kurul; Mey İçki’nin bölge müdürlüklerinin inisiyatifinde satış noktalarına verdiği indirimleri, mal alım sözleşmeleri kapsamında verdiği indirimleri ve rakiplerin geleneksel kanaldaki satış noktalarında görünürlüğünün engellenmesine yönelik uygulamalarını, rakiplerini geleneksel kanaldaki kapalı satış noktalarından ve yerinde tüketim kanalındaki açık satış noktalarından dışlama stratejisinin birer parçası olarak değerlendirmiştir. Bunlardan ilki, bölge müdürlüklerine tahsis edilen bütçelerden, satış noktasına özgü bir yatırıma ya da alım miktarına bağlı bir maliyet avantajına dayanmaksızın, satış şefi ile satış noktası arasındaki pazarlığa göre belirlenen ve rakiplerin bulunduğu ya da girmeye çalıştığı satış noktalarını hedef alan indirim, bedelsiz ürün ve “stand koruma bedeli” gibi avantajlardır. İkincisi, Kurulun daha önce menfi tespit belgesi verdiği mal alım sözleşmeleridir. Kurul, sözleşme metninde alım hedefine bağlı bir indirim bulunmamakla birlikte uygulamada hedeflerin satış noktasının geçmiş dönemdeki toplam rakı alımlarının tamamını kapsayacak şekilde belirlendiğini, indirimin özellikle açık satış noktalarına sözleşme başında peşin olarak ödendiğini ve karşılığında teminat senedi alındığını tespit etmiştir. Üçüncüsü ise Mey İçki’nin raf planogramı ve “merchandiser” ekibi aracılığıyla uygulanan ve rakip ürünlere reyonun küçük bir bölümünü (yüzde 12,5 ila 13,3) ayırıp bunları çoğunlukla reyonun en alt rafına yerleştiren raf dizilimi uygulamalarıdır. Kurul, bu uygulamaların rakiplerin rakı pazarının önemli bir bölümüne erişiminin sınırlanması amacını taşıdığı ve etkisini doğurduğu kanaatine ulaşmıştır.
Kurul, pazar paylarının durumuna ilişkin incelemesinde Mey İçki pazar payı kazanırken rakiplerin pazar payı gelişiminin baskılandığını; diğer rakiplerden Sarper ve Anadolu’nun oldukça düşük pazar payına sahip olduğunu ve Anadolu’nun pazar payının azalmakta olduğunu; bulunurluk verileri bakımından da Sarper ve Anadolu’nun sayısal ve ağırlıklı bulunurluklarının önemli oranda düştüğünü tespit etmiştir. Kurul, Mey İçki’nin uygulamalarına ilişkin olarak 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesi kapsamında idari para cezası uygulanmasına gerek olmadığına karar vermiş; 6. maddenin ihlali nedeniyle ise ihlalin “diğer ihlal” kapsamında olduğunu dikkate alarak yüzde 1 oranında temel para cezası belirlemiş ve ihlalin bir yıldan uzun sürmesi nedeniyle bu oranı yarısı oranında artırarak Mey İçki’ye 2013 mali yılı sonunda oluşan gayri safi gelirinin yüzde 1,5’i oranında, 41.512.531,90 TL idari para cezası vermiştir.
Hâkim durum ve ihlal tespitleri oybirliğiyle; idari para cezası ise bir üyenin farklı gerekçesi ve bir üyenin karşı oyuyla oyçokluğuyla karara bağlanmıştır.[12]
Mey İçki, Kurul kararına karşı idari yargıya başvurmuştur. Danıştay 13. Dairesi Kurul kararında hukuka aykırılık bulmamış; Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun bu kararı 14 Mart 2019 tarihinde onamasıyla Kurul kararı, Anadolu’nun tazminat davasını açmasından yaklaşık on altı ay sonra kesinleşmiştir.
3. İlk Derece Mahkemesi Kararı ve Zararın Hesaplanması
Anadolu’nun 17 Kasım 2017 tarihinde açtığı tazminat davası İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesinde görülmüştür (E. 2019/218, K. 2023/37, 27 Ocak 2023). Mahkeme önce yetkisizlik kararı vererek dosyanın İstanbul asliye ticaret mahkemelerine gönderilmesine karar vermiş; ancak İzmir Bölge Adliye Mahkemesi, haksız fiilin gerçekleştiği iddia edilen yerlerden birinin de İzmir olması nedeniyle İzmir mahkemelerinin yetkili olduğuna hükmederek bu kararı kaldırmıştır.
Davacı Anadolu, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 101.000 TL’nin üç katı olan 303.000 TL üzerinden belirsiz alacak davası açmış ve talebini daha sonra 72.434.057,06 TL’ye yükseltmiştir. Anadolu mahkemeden, hem kendi zararının hem de Mey İçki’nin söz konusu uygulamalar sonucunda elde ettiği ya da elde etmesi muhtemel kazancın tespit edilmesini, bunlardan hangisi daha yüksek ise onun tazminata esas alınmasını ve haksız fiillerin başlangıç tarihinden itibaren avans faizi uygulanmasını talep etmiştir.
Mahkeme, tazminatı Mey İçki’nin elde ettiği kâr üzerinden hesaplamamıştır; zira davalının eylemi yalnızca davacıya değil piyasadaki diğer teşebbüslere karşı da gerçekleştiğinden, elde edilen kârın ne kadarlık kısmının Anadolu’ya karşı gerçekleştirilen eylemden kaynaklandığının tespiti mümkün olmamıştır. Yargılama sırasında üç ayrı bilirkişi heyetinden rapor alınmıştır. Üçüncü heyetin ek raporu, Anadolu’nun 2010-2013 dönemine ilişkin zararını, iki farazi senaryo (Anadolu’nun 2008 ve 2009 yıllarındaki ortalama pazar payı ya da 2006-2009 yılları arasındaki pazar payı artış oranı) ile iki kâr marjını (şirketin net işletme kâr oranı ya da rakı ürün grubu kâr oranı) birleştiren dört senaryo altında hesaplamıştır. Mahkeme, ortalama pazar payı ile rakı grubu kârlılığını esas almış ve zararı 3.676.286,95 TL olarak belirlemiştir. Mahkeme, 24.144.685,69 TL tutarında zarar sonucunu veren pazar payı artış oranı senaryosunu ise, Anadolu’nun pazar payının sürekli artacağı varsayımına dayandığı ve bunun kabulünün pazardaki diğer tüm teşebbüslerin pazar payının sürekli azalması sonucunu doğuracağı gerekçesiyle reddetmiştir. Mahkeme, hâkim durumun kötüye kullanılmasının ağır ihmal, hatta kast boyutunda gerçekleştiği kanaatine vararak zararın üç katı tutarındaki 11.028.860,84 TL’ye hükmetmiştir.
Mahkeme zamanaşımı def’ini reddetmiştir; davalıya isnat edilen eylemin nispi idari para cezasını gerektirir nitelikte olduğunu ve Kurul’un fiilen böyle bir ceza verdiğini belirterek Kabahatler Kanunu’ndaki sekiz yıllık süreyi TBK’nın 72. maddesinin birinci fıkrası aracılığıyla uygulamış ve Kuruma başvuru tarihinden itibaren hesaplanan bu sürenin dolmadığı sonucuna ulaşmıştır. Faiz konusunda Anadolu, her bir yıl için belirlenen zarar tutarına o yılın bitiminden itibaren faiz uygulanmasını talep etmiştir. Mahkeme ise Mey İçki’nin eyleminin haksız olduğunun Kurul kararıyla belirlendiği gerekçesiyle, hükmedilen tutarın tamamına 12 Haziran 2014 tarihinden itibaren faiz yürütmüştür.
4. Bölge Adliye Mahkemesi Kararı
Hem Mey İçki hem Anadolu, ilk derece mahkemesinin kararını istinaf etmiştir. Anadolu, pazar payı artış oranı senaryosunun “öncesi ve sonrası” yönteminin doğru bir uygulaması olduğunu, ilk bilirkişi heyetinin rekabet hukuku uzmanlığından yoksun olduğunu, mahkemenin Mey İçki’nin ihlal yoluyla elde ettiği kâra hükmetmesi gerektiğini ve faizin Kurul kararından değil haksız fiillerden itibaren işlemesi gerektiğini ileri sürmüştür.
Mey İçki ise talebin TBK’nın 72. maddesi uyarınca zamanaşımına uğradığını savunmuştur; zira Mey İçki’ye göre Anadolu zararı ve tazminat yükümlüsünü en geç (ilk şikayetçinin Kuruma başvuru tarihi olan) 2 Ocak 2012’de öğrenmiştir ve Kabahatler Kanunu’ndaki süre her hâlde fiilin işlenmesiyle işlemeye başlamaktadır. Mey İçki ayrıca, şirketin toplam işletme kârlılığı yerine rakı ürün grubu kârlılığının esas alınmasına itiraz etmiş; bilirkişilerin tüketici tercihlerini, mevzuat değişikliklerini ve diğer üreticilerin pazardan çıkışını dikkate almadığını ileri sürmüş; Kurul kararının hukuk mahkemeleri bakımından bağlayıcı olmadığını savunmuş ve mahkemenin takdir yetkisini hangi gerekçeyle üç kat tazminat yönünde kullandığını açıklamadığını ileri sürmüştür.
İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi, 14 Şubat 2025 tarihli kararıyla (E. 2023/1845, K. 2025/263), her iki tarafın istinaf başvurusunu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (“HMK”) 353. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) numaralı alt bendi uyarınca esastan reddetmiştir. Mahkeme, bilirkişi raporunun denetime ve hüküm kurmaya elverişli olduğunu, hesaplama yönteminin somut uyuşmazlığın oluş şekline ve ihlalin boyutuna uygun olduğunu, davanın Kabahatler Kanunu’nda öngörülen sekiz yıllık zamanaşımı süresi içinde açıldığını (Bölge Adliye Mahkemesi bu süreyi Kanun’un 20. maddesinin dördüncü fıkrasına atıfla anmıştır) ve ilk derece mahkemesinin takdir yetkisini üç kat tazminat yönünde kullanmasında isabetsizlik bulunmadığını belirtmiştir. Faiz konusunda ise herhangi bir değerlendirme yapmamıştır.
5. Yargıtay Kararı
Her iki taraf da Bölge Adliye Mahkemesi kararını temyiz etmiştir. Yargıtay 11. HD tarafları 2 Aralık 2025 tarihinde dinlemiş ve 4 Aralık 2025 tarihinde oybirliğiyle kararını vermiştir (E. 2025/1873, K. 2025/7299).
Yargıtay 11. HD, davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin ise biri dışındaki tüm temyiz itirazlarını tek bir bentte karara bağlamıştır: uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesi kararında bir isabetsizlik bulunmamaktadır ve Bölge Adliye Mahkemesinin istinaf başvurularını esastan reddetmesi usul ve yasaya uygundur. Yargıtay 11. HD, üç kat tazminata ilişkin ayrıca bir gerekçe göstermemiştir. Dolayısıyla İlk Derece Mahkemesinin kötüye kullanmanın ağır ihmal, hatta kast boyutunda gerçekleştiği yönündeki tespiti ile bir rakip lehine zararın üç katına hükmetmesi, Yargıtay 11. HD tarafından tartışılmaksızın onanmış bulunmaktadır.
Aynı durum zararın hesaplanması bakımından da geçerlidir. Yargıtay 11. HD, İlk Derece Mahkemesinin Anadolu’nun yoksun kaldığı kârı, 58. maddenin birinci fıkrasının rakipler bakımından öngördüğü üzere, Anadolu’nun kendi ticari defterlerinden ve ihlal öncesi yıllardaki sonuçlarından hareketle hesaplayan yöntem tercihini yerinde bulmuş ve Anadolu’nun ihlal öncesi dönemdeki ortalama pazar payının esas alınmasına yönelik itirazını reddetmiştir. İlk derece, istinaf ve Yargıtay kararlarından hiçbirinde TBK’nın 50. maddesinin ikinci fıkrasına değinilmemiştir; oysa bilirkişi raporundaki dört senaryodan birinin tercih edilmesi, esasen zarar miktarının hâkim tarafından hakkaniyete uygun olarak belirlenmesi anlamına gelmektedir.
Zamanaşımı konusunda Yargıtay 11. HD, Mey İçki’nin temyiz itirazlarını reddederek 2015’ten bu yana süregelen içtihadı doğrultusunda, Kabahatler Kanunu’nda öngörülen sekiz yıllık zamanaşımı süresinin Kuruma başvuru tarihinden itibaren işletilmesini yerinde bulmuştur.[13] Yargıtay 11. HD, Mey İçki’nin Kabahatler Kanunu’nun 20. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca zamanaşımının fiilin işlenmesiyle başlayacağı yönündeki savunmasını ise ayrıca ele almamıştır. Somut olayda sürenin başlangıcı sonucu değiştirmemektedir; zira dava 17 Kasım 2017’de açılmıştır ve sekiz yıllık süre, ister 2 Ocak 2012 tarihli Kuruma ilk şikâyetten, ister Anadolu’nun Mayıs 2013 tarihli başvurusundan, isterse fiilin işlendiği 2010 yılından itibaren hesaplansın, dava tarihinde henüz dolmamıştır. Sonucu belirleyen, sürenin sekiz yıl olarak uygulanmasıdır. TBK’nın 72. maddesinin birinci fıkrasındaki iki yıllık süre uygulansaydı, bu tarihlerin hangisi başlangıç olarak alınırsa alınsın talep 2017’den çok önce zamanaşımına uğramış olacaktı.
Anadolu’nun temyiz itirazları yalnızca faiz yürütüm başlangıcı bakımından yerinde görülmüştür. Yargıtay 11. HD’ye göre Kurul kararıyla haksız fiilin varlığı tespit edilmiş olup Mey İçki’nin haksız fiil niteliğindeki eylemleri nedeniyle hüküm altına alınan alacağa “her bir eylemin gerçekleştiği tarihten itibaren” faiz yürütülmesi gerekmektedir. Yargıtay 11. HD bu sonuca herhangi bir kanun hükmüne dayanmaksızın ulaşmıştır; ancak varılan sonuç, haksız fiil failinin fiilin işlendiği tarihten itibaren temerrüde düşmüş sayılacağını öngören TBK’nın 117. maddesinin ikinci fıkrasıyla örtüşmektedir.
Bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden Yargıtay 11. HD, HMK’nın 370. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararını düzelterek onamıştır. Düzeltilen hüküm fıkrası uyarınca 917.746,61 TL kısmına 31 Aralık 2010’dan, 2.782.671,69 TL kısmına 31 Aralık 2011’den, 4.257.690,25 TL kısmına 31 Aralık 2012’den ve 3.070.752,29 TL kısmına 31 Aralık 2013’ten itibaren avans faizi işleyecektir. Bu dört tutarın toplamı, üç kat tazminat tutarı olan 11.028.860,84 TL’ye tekabül etmektedir; dolayısıyla her yılın sonundan itibaren işleyecek faiz, yalnızca fiilen uğranılan zarar üzerinden değil, üç kat tazminatın tamamı üzerinden hesaplanacaktır.
6. Değerlendirmeler
6.1. Tek Taraflı Davranışlar Bakımından Üç Kat Tazminat
58. maddenin ikinci fıkrası, üç kat tazminatı zararın tarafların anlaşması ya da kararından veya ağır ihmalinden kaynaklanması koşuluna bağlamaktadır. Bunlardan ilki birden fazla teşebbüsün varlığını gerektirdiğinden kartellere ilişkindir; dolayısıyla hâkim durumun tek taraflı olarak kötüye kullanılması ancak ağır ihmal koşulu üzerinden bu kapsama girebilir. İlk derece mahkemesi bu noktada sonuca evleviyetle ulaşmıştır: Kurulun kasıtlı biçimde dışlayıcı olduğunu tespit ettiği bir davranışın ağır ihmal eşiğini fazlasıyla aştığı kabul edilmiştir. Kurul kararındaki tespitler dikkate alındığında bu sonuç savunulabilir niteliktedir. Bununla birlikte, 6. madde kapsamındaki her ihlal tespitinin 58. maddenin ikinci fıkrasındaki koşulu kendiliğinden karşılayıp karşılamadığı ya da hukuk mahkemesinin ağır kusurun varlığını ayrıca araştırması gerekip gerekmediği sorusu cevapsız kalmaktadır.
İhlalde bulunanın elde ettiği kâra dayalı hesaplama yöntemi somut olayda uygulanamamıştır. Öğretide bu yöntemin rakip teşebbüslerin talepleri bakımından öngörüldüğü kabul edilmekle birlikte,[14] somut olayda bu yönteme başvurulmamıştır; zira Mey İçki’nin elde ettiği kârın, dışladığı birden fazla rakip arasında paylaştırılması mümkün olmamıştır.
İlk derece mahkemesi, davranışın ağır ihmal, hatta kast boyutunda gerçekleştiği tespitiyle zararın tam üç katına hükmetmiş ve üç kat tazminat tespiti için başkaca gerekçe göstermemiş; istinaf da takdir yetkisinin bu yönde kullanılmasında isabetsizlik görmemiştir. Oysa 58. maddenin ikinci fıkrasının hâkime zararın üç katına kadar herhangi bir tutara hükmetme imkânı tanıdığı görüşü de öğretide savunulmaktadır.[15]
6.2. Zararın Hesaplanması
İlk derece mahkemesi zararı önce-sonra yöntemiyle hesaplamış; istinaf bu yönteme ilişkin itirazları esastan reddetmiş, Yargıtay ise karardaki bu hususu onamıştır. Buna göre Anadolu’nun ihlal döneminde elde edebileceği kâr, ihlal öncesi yıllardaki pazar konumundan hareketle tahmin edilmiştir.[16] 58. maddenin birinci fıkrası, rakip teşebbüslerin mahrum kaldıkları kârın geçmiş yıllara ait bilançolar da dikkate alınarak hesaplanmasını öngördüğünden bu yönteme yasal dayanak oluşturmaktadır. İlk derece mahkemesinin 2008 ve 2009 yıllarını karşılaştırma dönemi olarak esas alması Kurul kararındaki tespitlere dayanmaktadır: dışlayıcı uygulamalara ilişkin ilk belge, Mey İçki’nin sözleşmelerindeki münhasırlık hükümlerinin sona erdirilmesinden yaklaşık bir yıl sonrasına, Ekim 2009’a aittir ve 2008-2009 dönemi, rakiplerin toplam pazar payında dikkate değer artış yaşanan tek dönemdir. Bununla birlikte Kurul, Anadolu’nun pazar payının bu dönemde dahi azalmakta olduğunu da tespit etmiştir; dolayısıyla bu dönemin esas alınması Anadolu bakımından ihtiyatlı bir tercihtir.[17]
Taraflar arasındaki asıl uyuşmazlık, ihlal olmasaydı Anadolu’nun pazar payının nasıl bir seyir izleyeceği ve hesaplamada hangi kâr oranının esas alınacağı noktasında toplanmaktadır. Bu iki tercihe bağlı olarak tek kat zarar 1,6 milyon TL ile 24,1 milyon TL arasında değişmektedir; aradaki fark, üç kat tazminatın yarattığı farktan çok daha büyüktür. İhlal öncesi dönemdeki pazar payı artışının süresiz olarak devam edeceği varsayımının reddedilmesi anlaşılabilir bir yaklaşımdır. Ne var ki ortalama pazar payının esas alınması, Anadolu’nun pazar payının ihlal döneminde sabit kalacağını varsaymaktadır; bu varsayım, Kurulun Mey İçki’nin uygulamaları nedeniyle rakiplerin pazar payı gelişiminin baskılandığı yönündeki tespitiyle güç bağdaşmaktadır. Kurul kararında dışlayıcı etki tespit edilmeyen organize kanal ile geleneksel kanal arasındaki fark bir karşılaştırma ölçütü sunmasına rağmen, mukayese (yardstick) yöntemine başvurulmamıştır.
İlk derece mahkemesi hesaplamada tamamen bilirkişi raporlarına dayanmıştır; üç heyetten ilki bir mali müşavir ile bir gıda mühendisinden oluşmaktadır. Esasen TBK’nın 50. maddesinin ikinci fıkrası anlamında hakkaniyete göre belirlenmiş bir tutarın üç katına hükmedilmesi, bu tutardaki hata payını da üç katına çıkarmaktadır.
6.3. Faiz
Yargıtayın düzeltmesi TBK ile uyumludur. TBK’nın 117. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca haksız fiilde borçlu fiilin işlendiği tarihte temerrüde düşmüş olmakta; Kurul kararı ihlali tespit etmekte, ancak borcu doğurmamaktadır. Bu sonuç, tam tazminatın zararın meydana geldiği andan ödeme tarihine kadar işleyen faizi de kapsadığını öngören 2014/104/AB sayılı Yönerge’nin 3. maddesinin ikinci fıkrası ve 12 numaralı gerekçesiyle de örtüşmektedir.[18]
Düzeltilen hüküm fıkrası, tartışılmaksızın üç hususu daha karara bağlamış bulunmaktadır. İlk olarak, sürekli nitelikteki ihlalin her bir yıla ilişkin eylemi, Anadolu’nun ilk derece yargılamasında talep ettiği üzere, ilgili yılın 31 Aralık tarihinde gerçekleşmiş sayılmıştır. Bu yaklaşım, aynı Yargıtay 11. HD’nin feribot taşımacılığı yapan teşebbüsler arasındaki bir tazminat davasında her yıla ait zarar için ticari temerrüt faizini izleyen mali yılın başından itibaren işlettiği önceki kararıyla da uyumludur.[19] Bu uygulama pratik olmakla birlikte, yıl içine yayılan zararlar bakımından davalının bir ölçüde lehinedir. İkinci olarak, faiz üç kat tazminatın tamamı üzerinden işlemektedir. Bu sonucun gerekçelendirilmesi daha güçtür: zararın üzerindeki iki kat, fiil tarihinde uğranılan bir zarar değil, hâkimin ancak zarar görenin talebi üzerine hükmedebileceği cezalandırıcı nitelikte bir yaptırımdır; bu tutara 2010 yılından itibaren temerrüt faizi işletilmesi cezalandırıcı unsuru daha da ağırlaştırmaktadır. Üçüncü olarak, uyuşmazlığın her iki tacirin de ticari işletmesini ilgilendirmesi nedeniyle olsa gerek, avans faizi oranında ticari temerrüt faizi uygulanması korunmuştur.[20]
Düzeltme sonucunda faiz, İlk Derece Mahkemesi kararına kıyasla beş ay ile üç buçuk yıl arasında daha erken bir tarihten itibaren ve avans faizi oranı üzerinden işlemeye başlamaktadır; yüksek enflasyon ortamı da dikkate alındığında bu düzeltme, Mey İçki’nin ödeyeceği toplam tutarı önemli ölçüde artırmaktadır.
Sonuç
Yargıtay kararı, hâkim durumdaki bir teşebbüsün dışlayıcı uygulamalarından zarar gören bir rakibin, Kurul kararına dayanarak açacağı tazminat davasında zararının üç katı tazminat elde edebileceğini somut olarak göstermektedir. Karar aynı zamanda bu yolun ne kadar uzun sürdüğünü de ortaya koymaktadır: Anadolu davasını Kurum’a başvurusundan dört buçuk yıl sonra açmış, İlk Derece Mahkemesi kararı Kurul kararından sekiz yılı aşkın bir süre sonra verilmiş ve hüküm ancak Kurul kararından on bir buçuk yıl sonra kesinleşmiştir.
Üç husus ise gerekçelendirilmeksizin karara bağlanmıştır: Yargıtay 11. HD, Kabahatler Kanunu’ndaki sekiz yıllık zamanaşımı süresinin uygulanma gerekçesini ve bu sürenin neden Kuruma başvuru tarihinden itibaren işletildiğini, tek taraflı davranışlar bakımından hangi kusur derecesinin üç kat tazminatı haklı kıldığını ve fiil tarihinden itibaren işleyen temerrüt faizinin neden tazminatın cezalandırıcı nitelikteki kısmına uygulandığını açıklamamıştır. Bu sorulara gelecekte içtihatlarla açıklık getirilmesi, Türkiye’de henüz gelişme sürecinde olan özel hukuk tazminat davalarına dair sorulara ışık tutacaktır.
[1] Avukat Gülce Korkmaz Erdem, Baş | Legal’in rekabet hukuku danışmanıdır. Bilkent Üniversitesi’nde yüksek lisansını tamamlamış olup, Joachim Herz Vakfı bursuyla Lüneburg Leuphana Üniversitesi (Almanya) Hukuk Fakültesi’nde rekabet hukuku alanında doktora çalışmalarına devam etmektedir.
[2] Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, m. 167; 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun, RG 13.12.1994, S. 22140; 4054 Sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun Genel Gerekçesi, para. 20-21 <https://www.rekabet.gov.tr/tr/Sayfa/Mevzuat/4054-sayili-kanun/kanunun-genel-gerekcesi> (erişim tarihi 13 Ekim 2026).
[3] Rekabet Kurumu, Rekabet Terimleri Sözlüğü (6. Baskı, Rekabet Kurumu 2019) 140 <https://www.rekabet.gov.tr/Dosya/geneldosya/rk-terimleri-sozlugu-2018-pdf> (erişim tarihi 13 Ekim 2026); Kerem Cem Sanlı, ‘Türk Rekabet Hukukunda Haksız Fiil Sorumluluğu’, Rekabet Hukukunda Güncel Gelişmeler Sempozyumu-I (Rekabet Kurumu 2003) 211, 221; Cihan Doğan, ‘Rekabet Hukuku İhlalinden Doğan Sorumluluğun Hukuki Temeli ve Buna Bağlı Sorunlara İlişkin Kısa Bir Değerlendirme’ (2017) 33(4) Banka ve Ticaret Hukuku Dergisi 271, 273; Kerem Cem Sanlı, ‘Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un Özel Hukuk Alanındaki Sonuçları: Genel Bakış ve Sorunlar’, Kerem Cem Sanlı (ed), Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un Özel Hukuk Alanındaki Sonuçları: Sorunlar ve Çözüm Önerileri (On İki Levha 2013) 15, 18; Murat Şahin, Rekabet Hukukunda Tazminat Talepleri: ABD, AB ve Türk Rekabet Hukuklarında (2. Baskı, On İki Levha 2018) 19. İngilizce kaynaklar için bkz. Kerem Cem Sanlı, ‘Effectiveness of Competition Law Sanctions: Turkey’, Tihamér Tóth (ed), The Cambridge Handbook of Competition Law Sanctions (CUP 2022) 681; Gönenç Gürkaynak vd., ‘Private Enforcement’, Gönenç Gürkaynak, Turkish Competition Law (Concurrences 2021) 445, 447.
[4] Osman Berat Gürzumar, ‘4054 Sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 4. Maddesine Aykırı Sözleşmelerin Tabi Olduğu Geçersizlik Rejimi’ (2002) 12 Rekabet Dergisi 3; Kerem Cem Sanlı, Rekabetin Korunması Hakkındaki Kanun’da Öngörülen Yasaklayıcı Hükümler ve Bu Hükümlere Aykırı Sözleşme ve Teşebbüs Birliği Kararlarının Geçersizliği (Rekabet Kurumu 2000) 384 vd.
[5] 4054 sayılı Kanun’un 58. maddesinin ikinci fıkrası, hâkimin zararın ya da kârların “üç katı oranında” tazminata “hükmedebileceğini” öngörmektedir. Bu hükmün mahkemeye zararın üç katından daha az bir tutara hükmetme imkânı tanıyıp tanımadığı tartışmalıdır. Bazı yazarlar hükmü, zararın üç katına kadar herhangi bir tutara hükmedilmesine imkân tanıdığı şeklinde yorumlamaktadır: Kerem Cem Sanlı, ‘Rekabet Hukukunun İhlalinden Doğan Haksız Fiil Sorumluluğuna Ekonomik Bir Bakış’, Perşembe Konferansları (Rekabet Kurumu 2008) 18; Beyza Bahadırhan, Rekabet İhlalinden Doğan Tazminat Davalarına İlişkin Usuli Meseleler (Rekabet Kurumu Uzmanlık Tezleri Serisi No 255, Rekabet Kurumu 2026) 2. Aynı Kurul kararına dayanılarak bir başka rakı üreticisi tarafından açılan paralel bir davada İzmir Bölge Adliye Mahkemesi, hâkimin tek kat ya da üç kat tazminata hükmedebileceğini, ancak bu ikisi arasında bir tutara hükmedemeyeceğini kabul etmiştir: İzmir BAM 4. HD., E. 2021/305, K. 2021/2178, 8.11.2021. Çarpanın zorunlu olduğu yönündeki görüş için bkz. Halil Emre Gürler, ‘Kartel Tazminatı ve Hukuki Mahiyeti’ (2024) 16(2) Hukuk ve İktisat Araştırmaları Dergisi 187, 200-01, 206.
[6] Üç kat tazminat kuralı, 4054 sayılı Kanun’un model aldığı AB rekabet hukukundan değil, ABD antitröst hukukundan kaynaklanmaktadır. ABD ve Türk özel hukuk uygulaması rejimleri arasındaki farklar için bkz. Ahmet Ussal Şahbaz, ABD Uygulaması Işığında Rekabet İhlallerinden Doğan Zararların Tayini ve Tazmini (Rekabet Kurumu Uzmanlık Tezleri Serisi No 88, Rekabet Kurumu 2008) 2, 9-11.
[7] Gülce Korkmaz Erdem ve Bedirhan Erdem, ‘Rekabet Hukukunun İhlalinden Kaynaklanan Haksız Fiil Sorumluluğunda Kusur Unsuru ve Yasak Hatası Üzerine Değerlendirmeler’, Kerem Cem Sanlı ve Deniz Tanlı (ed), Uygulamalı Rekabet Hukuku Seminerleri 2025 (On İki Levha 2026) 379-80; Bahadırhan (dn 5) 9. Özel hukuk yaptırımlarının hukuki niteliğine ilişkin tarihsel bir inceleme için bkz. Talya Şans Uçaryılmaz ve Haluk Emiroğlu, ‘Roma Hukukunda Haksız Fiil ve Suç İlişkisi Işığında Tazminatın Cezalandırıcı Fonksiyonu’ (2020) 69(2) Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi 835. Üç kat tazminatın cezalandırıcı karakterine ilişkin bir çalışma için bkz. İsmail Macit, ‘Türk Rekabet Hukukunda Bir Cezalandırıcı Tazminat Örneği Olarak Üç Kat Tazminat’ (2020) 10(20) Hasan Kalyoncu Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi 367.
[8] Korkmaz Erdem ve Erdem (dn 7); Buğra Kesici, Rekabet Hukukunun İhlalinden Kaynaklanan Haksız Fiil Sorumluluğu (On İki Levha 2017) 201-02; İ. Yılmaz Aslan, Rekabet Hukuku: Teori ve Uygulama (6. Baskı, Ekin 2021) 1197; Sanlı, ‘Türk Rekabet Hukukunda Haksız Fiil Sorumluluğu’ (dn 3); Osman Berat Gürzumar, ‘Özel Hukuk Açısından 4054 Sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’, 4054 Sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun ve Bu Kanun’da Değişiklik Yapılmasına İlişkin Taslak Sempozyumu (Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü 2006) 115, 153-54; Başak Başar, ‘Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’a Aykırılığın Özel Hukuk Alanındaki Sonuçları’ (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, 2017) 136-38; Gürkaynak vd. (dn 3) 447, 451, 457-58. Kusuru açıkça şart koşacak olan ancak yasalaşmayan 2007 tarihli değişiklik taslağı hakkında bkz. Kerem Cem Sanlı, ‘Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’da Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı Taslağı’nın Özel Hukuk Alanında Getirdiği Değişikliklerin Değerlendirilmesi’ (2007) 8(2) Rekabet Dergisi 3, 45-46.
[9] Gürkaynak vd. (dn 3) 461-63; Şafak Narbay ve Buğra Kesici, ‘Rekabet Hukukunun İhlâlinden Kaynaklanan Tazminat Davalarında Görevli ve Yetkili Mahkeme Üzerine “Kısa Bir Değerlendirme”’ (2015) 1(1) Başkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi 207.
[10] Gürkaynak vd. (dn 3) 466-68; Umut Bakanoğulları ve Umut Albayrak, ‘Türkiye: Competition Litigation’ (Legal 500 Country Comparative Guides, 2026) <https://www.legal500.com/guides/chapter/turkiye-competition-litigation/> (erişim tarihi 13 Ekim 2026). Ayrıca bkz. Sami Kocabıyık, ‘Rekabet İhlalinden Doğan Tazminat Davasında Mahkeme ile Rekabet Kurulu Arasındaki İlişki Sorunu’ (2019) 14(155) Terazi Hukuk Dergisi 1371; İ. Yılmaz Aslan, ‘“Rekabet İhlallerinden Doğan Tazminat Davalarında Rekabet Kurulu Kararlarının Dava Şartı Olarak Aranması” ve “Yabancı Rekabet Otoritesi Kararlarının Delil Niteliği”’, Kerem Cem Sanlı, Dilan Alma ve Deniz Tanlı (ed), Uygulamalı Rekabet Hukuku Seminerleri 2021 (On İki Levha 2022); Ahmet Fatih Özkan, ‘Türkiye’de Rekabet Mahkemelerinin Kurulması Çok mu Uzak Bir İhtimal?’ (2017) 132 Türkiye Barolar Birliği Dergisi 232, 242-43; Tuğba Tatlı, ‘Uyumlu Eylemlerden Kaynaklı Tazminat Davalarında İspat ve Delillerin Gösterdiği Özellikler’ (2025) 27(1) Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi 869, 883-86; krş. Koray Demir, ‘Rekabet Hukukunun Hukuk Mahkemeleri Eliyle Uygulanması Önündeki Engeller’ (2019) 1(2) Türk-Alman Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi 91, 110-12.
[11] Yargıtay 11. HD., E. 2014/13296, K. 2015/4424, 30.03.2015; Yargıtay 11. HD., E. 2015/3450, K. 2015/11139, 27.10.2015; Yargıtay 11. HD., E. 2019/1672, K. 2019/5015, 01.07.2019. Sürenin başlangıcı hakkında bkz. Arslan Kaya ve İlhan Yiğit, ‘Rekabet İhlallerinden Doğan Tazminat Davalarında Zamanaşımı Süresi ve Başlangıcı’ (2016) 22(3) Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi 1549; Hüseyin Murat Develioğlu, ‘Rekabetin Korunması Hakkında Kanun Uyarınca Rekabete Aykırı Davranışlar Sebebiyle İleri Sürülen Taleplerle İlgili Zamanaşımı Süresinin Başlangıç Anı’ (2017) 12(151-152) Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi 47.
[12] Rekabet Kurulu’nun 12.06.2014 tarihli ve 14-21/410-178 sayılı kararı, para. 3-4, 32, 44, 47-82, 83-293 ve 313-323; Anadolu’nun konumu hakkında para. 272 ve 280-282.
[13] Bkz. dn 11’da anılan kararlar.
[14] Gürkaynak vd. (dn 3) 455-56.
[15] Bkz. dn 5.
[16] Rekabet ihlallerinden doğan tazminat davalarında zararın hesaplanması hakkında bkz. Hale Gündüz ve Sinan Bozkuş, ‘Rekabet İhlallerinden Doğan Zararın Hesaplanması: AB Uygulaması Bağlamında Genel Yaklaşımlar’ (2012) 13(1) Rekabet Dergisi 51; “öncesi ve sonrası” yönteminin Kurul tarafından tespit edilmiş bir ihlale uygulanması için bkz. Mehmet Ömür Paşaoğlu, ‘Rekabet Hukukunda Kartel Zararı Tahmini ve Tahmin Yöntemleri: Türkiye Bankacılık Sektöründe Tüketici Kredilerine İlişkin Kartel Zararı Analizi’ (Doktora Tezi, Hacettepe Üniversitesi 2021).
[17] Kurul kararı (dn 12) para. 268 ve 289; ayrıca bkz. Rekabet Kurulu’nun 10.09.2007 tarihli ve 07-70/863-326 sayılı kararı (grup muafiyetinin geri alınması).
[18] Directive 2014/104/EU of the European Parliament and of the Council of 26 November 2014 on certain rules governing actions for damages under national law for infringements of the competition law provisions of the Member States and of the European Union [2014] OJ L349/1, m. 3(2) ve 12 numaralı gerekçe. Zararın doğduğu tarihten itibaren işleyen faizin pratik ağırlığı hakkında bkz. Demir (dn 10) 119-20.
[19] Yargıtay 11. HD., E. 2019/1829, K. 2020/179, 08.01.2020.
[20] 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun, m. 2/2; Yasemin Yücesoy Yılmaz, ‘Ticari İşlerde Faiz ve Yargıtay Uygulaması’ (2019) 140 Türkiye Barolar Birliği Dergisi 304, 311, 318.
Baş | Legal olarak uzman ve deneyimli avukatlarımızla hem ulusal hem de çok uluslu şirketlere rekabet hukuku alanında kapsamlı danışmanlık ve temsil hizmetleri sunuyoruz.
Daha detaylı bilgi almak için Avukat Baran Baş ile buradan iletişime geçebilirsiniz.




